KÖKLERİMİZ GEÇMİŞİMİZ

Günümüzde herkes kökünü aramaktadır. İnsan kendi ailesinin kökenlerini bilmek ister, merak eder. Belki de daha önemli olan mensubu olduğu milletin geçmişini bilmesidir. Bu ilgi günümüzde Orta Doğuda bazı aşiretlerde bile mikro milliyetçiliğe dönüşmüştür. Bu bağlamda kültürle ilgili kitaplarımda da değindiğim bazı önemli noktaları burada sunmam gerektiğini düşünüyorum. 

Bu önemli bilgiler bizim için çok önemlidir. Kaynakları da burada sunmayı bir ödev olarak görüyorum. Türk tarihini, Türk kültür ve medeniyetini okudukça, böyle bir milletin ferdi olmak insana gurur veriyor. Ancak içinde bulunduğumuz son elli altmış yıldır ekonomik ve siyasal emperyalizmin projelerini yapan sömürgeci ülkelerin, yeni bir açılımla bütün dünyada kendi çıkarları doğrultusunda büyük bir kültür emperyalizmi uyguladıklarını izliyoruz. 

Şeceremiz 1639’lara kadar gitmektedir. Şeceremiz İstanbul’da 1663’de doğan Sadrazam Topal Osman Paşanın babası Konyalı Bekir Ağaya kadar dayanmaktadır. Aşağıda ayrıntılı olarak kaynakları ile sunacağım gibi bizlerin, yani Türklerin atalarının dalgalar halinde binlerce yıldır Orta Asya’dan, yani Türkistan’dan genelde kötü iklim şartları nedeniyle Horasan ve Anadolu’ya göçüp geldikleri biliniyor. Konya’ya yerleşen Türklerin çoğunun 1071 sonrası gelen son Türk göçünden olduğu söylenir. Biz de herhalde büyük olasılıkla Konya’ya Horasan’dan gelen Oğuz Türklerindeniz. Karaman Beyliğini oluşturan Türk boyları Osmanlının iç siyaseti nedeniyle İstanbul ve Rumeli’ye yerleştirilen Evlat-ı Fatiha’nı oluşturduğu bilinir. Büyük olasılıkla Konyalı Bekir Ağanın İstanbul’a bu çerçevede yerleştiği düşünülebilir. 

Kendi ailemizingeçmişini anlayabilmek için önce Türklerin binlerce yıl geriye giden tarihine biraz değineyim. Yıllarca araştırdığım bu önemli bilgileri çocuklarıma ve akrabalara aktarmak isterim.

Kültürlerine sahip çıkmayan veya çıkamayan toplumlar varlıklarını devam ettiremezler.

Ön-Türk uygarlığına Cumhuriyet sonrası büyük önem verilmiştir. Esasen Atatürk Batılı yabancı ilim adamlarının “19. Yüzyılda”[1],[2],[3] ve “20. yüzyılın”[4],[5] başında kadim Türk tarihi, Ön-Türk Uygarlığı ile ilgili yeni bulguları bulup açıklanmasından sonra, bu bilgileri Türk toplumuna tercüme ettirerek kazandırmıştır. 20. Yüzyıl başında Batılıların açıkladıklarını okul kitaplarına sokarak Ön-Türk Uygarlığı ve geçmiş tarihimizi bize tanıtmıştır. Bu bilgiler bizim için çok önemlidir. Çünkü bu bilgilerle kimliğimizin ne kadar eski olduğunu anlıyoruz. Milli kimliğimiz ortaya çıkmıştır. Mısır’ın fethinden sonra, 16. asırdan sonraki medrese eğitimi ile giderek ümmet haline dönüştürülmüş Türk milleti bu bilgiler ışığında tekrar Türk milleti kimliğine kavuşuyordu.

Biz Türklerle ilgili en eski yazılı yabancı kaynak Çin kaynaklarıdır. Çince kaynaklara göre Türklerle ilgili en eski kaynak M.Ö. 1766’da yazılmıştır. Diğer bir deyimle 4000 yıllık yabancı yazılı kaynağa dayalı belgeli bir tarih… 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başında özellikle Ön-Türk Uygarlığı ile ilgili Orta Asya’da, yani Türkistan’da yapılan arkeolojik kazılar sonucu yapılan değerlendirme ve çalışmaları, 1821’den sonra yoğunlaşan Orta Asya Türk kurganlarında yapılan kazılar ve burada bulunan gereçlerin, damgaların, Ön-Türk alfabesinin değerlendirilmesi daha çok Rusyalı, Almanyalı, Danimarkalı, Fransalı ve İngiltereli bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu arada daha yakın dönemlere, yani 7. yüzyıla ait olan ve Türk tarihi açısından çok önemli olan Orhun anıtları bulunmuş ve Türkçe olduğu ve de Türklere ait olduğu 15 Aralık 1893’de Danimarkalı Nielsen tarafından açıklanmıştır. Tarih atlaslarındaki Türklerin Orta Asya’dan göçü, yani dünyaya yayılışı haritaları işte o zaman oluşmuştur. Birçok yabancı kaynağa göre Türklerin Orta Asya’dan Batı’ya ve Güneye göçü fetih gayesi ile değil, Orta Asya’daki iklim şartlarının kötüleşmesinden olmuştur. Bugün Ön-Türk uygarlığını görmezden gelmeğe çalışanlar bu göç haritalarını şoven milliyetçi olarak aşağılamakta, alaycı bir tutum içine girmektedirler. Gök-Tanrıya inanan, yani tek tanrıya inanan binlerce yıllık geçmişimizi dinsiz dönem gibi yanlış bir değerlendirme ile görmezden gelmektedirler. Unutulmamalı ki kitabı olan dinler gelmeden önce “tek bir tanrıya” inananlar sadece “Gök-Tanrıya” inanan Türklerdir. Bu Türk medeniyetinin çok önemli bir olgusudur. Türklerin, atalarımızın Asya’dan dalgalar halinde binlerce yıldır gelerek Anadolu’ya yerleştiğini kaya damgaları, yazıtlar, mezarlar ve diğer belgelerle anlatan, bütün bu yeni bilgileri içeren ve bu bağlamda basılan kitaplar ve çalışmalar Türk halkına yeterince yansımamaktadır. Türklerin Anadolu’ya son gelişi olan 1071 tarihi neden günümüzde Türklerin ilk gelişi gibi gösterilmek istenmektedir !?!   Çeşitli kaynaklara ve Türk destanlarına bakınca Türklerin kökeni M.Ö 12500 yıllarında oluşan büyük Tufan öncesine uzanmakta, Mu kıtası ile bağlantısı olduğu ileri sürülmektedir. 2012 yılında son araştırmalara göre, “Türkçe M.Ö. 14000’lerde Şölgen taş mağarasında doğmuş.

Kazakistan’ınYedisu Bölgesindeki “Tamgalı Say” daki 15 bin yıl öncesinde Ön-Türkler tarafından çizilmiş Damgalar ve Kaya Resimleri

M.Ö. 5000’lerde Kırgızistan’daki Açıktaş Okuku-pultunda 36 okuma işareti (damga) 36 sesle ifade edilmektedir.”[6]   T.C. Meksiko Maslahatgüzarı Tahsin Mayatepek’in 29 Şubat 1936’da Türk Dil Kurumu Riyaseti Âlisine Meksika’dan gönderdiği Türklerin kökeni ile ilgili raporlardan 7.si çok önemlidir. Amerikalı araştırmacı James Churchward’ın 1930 yılından itibaren yayınladıkları ve Meksika’da Maya kültürü ile yapılan araştırmalara dayanmaktadır. “Bu rapor Uygur, Akad, Sümer Türklerinin Pasifik Denizindeki  Mu kıtasından 70000 yıl evvel çıkıp Mu kıtasındaki büyük medeniyet, dil ve dinlerini Orta Asya, Mezopotamya’ya, dünyaya yaydıklarına dair yeni bilgiler vermektedir.”[7] Bu raporların orijinalleri Ankara’da Anıtkabir’deki Kütüphanede bulunmaktadır. Bizim ailemiz Konya’dan İstanbul’a 1640 lı yıllarda gelmiş. Büyük olasılıkla Konya’da yaşayan diğer Türkler gibi biz de Horasan’dan gelen Oğuzlardanız. Belki de daha önce gelenlerden. Türk mitolojisi ve efsaneleri Türk kimliğinin en eski kaynaklarıdır. Oğuz Destanında “Oğuz Kağanın gökten inen göğün kızı ile evlenişi,”[8],[9] “Türklerin Sirius gezegeni ile ilişkileri, geçmişteki destanların gizemli noktalarıdır.” [10]  Gök-Türklerin “Kurttan Türeyiş Efsanesi” Türk mitolojisinde çok önemli yer tutar. Bahar bayramının, yani Nevruzun da işlendiği Ergenekon Destanı hem geçmişi hem geleceği anlatmaktadır. “Yaratılış” ile ilgili Türk destanları Tufan öncesi ve sonrasını anlatır.  “Türklerin Gök Tanrıya inandığı binlerce yıllık şamanist[11] geleneğin temel anlayışında, insanlar, ruhlar ve doğa arasında bulunan ve kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancı vardır.”    “Eski Çin tarihçileri, M.Ö. 14.-4. yüzyıllar arasında bir Hun devletinin varlığından söz ederler.”[12] Araştırmacı yazar Toplumbilimci Haluk Tarcan’ın[13] Kazım Mirşan’ın belgelerine dayanarak yaptığı açıklamaya göre; “Türkler 15000 yıldır Anadolu’da yaşamaktadır. 1071 tarihi, Türklerin Anadolu’ya ilk değil, en son geliş tarihidir. Tarcan’a göre Türklerin Anadolu’ya ilk gelişi M.Ö. 13000 yıllarına ait mağara yazılarından ortaya çıkmaktadır. Bu ilk göçün nedeni Orta Asya’da oluşan buzullar olduğu ileri sürülmektedir. Araştırmacı yazar Tarcan, Türklerin Anadolu’daki varlığının aslında 15000 yıla dayandığını ve Türklerin Anadolu’ya giriş tarihi olarak verilen 1071 yılının Avrupalıların dayatması olduğunu vurgulamaktadır.” Türkler sekiz bin yıldır dalgalar halinde Orta Asya’dan bugünkü Türkiye’ye göçmüşlerdir. Anadolu hep Türk yurdu olmuştur.

2013 Aralık ayında yapılan açıklamada yukarıdaki fotoda görülen Ön-Türk Uygarlığına ait Hakkâri’de Türk mezarları bulundu.( MÖ 2000) Turkish graves was found in Hakkâri ( in 2000 BC.)

2013 Aralık ayında yapılan açıklamada yukarıdaki fotoda görülen Ön-Türk Uygarlığına ait Hakkâri’de Türk mezarları bulundu.( MÖ 2000) Turkish graves was found in Hakkâri ( in 2000 BC.) 1000 yıllık efsaneyi çökerten 2. belge Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin de Türklerin binlerce yıl önce Anadolu’da var olduklarını iddia etti. Anadolu kapılarının Malazgirt’le açılmadığını, Türklerin Anadolu’ya 1071 Malazgirt Zaferi’yle girmediği tezini öne süren Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ekrem Memiş’ten sonra, Türk Tarih Kurumu adına Anadolu’da kazı çalışmaları yürüten Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin’den de önemli açıklamalar geldi. Sevin, Hakkâri Bölgesi’nde milattan önce 2 binli yıllara uzanan Türk mezar taşları bulduklarını belirtti.  Anadolu’da binlerce yıl öncesinde Türkler’in yaşadığı tezi destek buldu. Prof. Dr. Ekrem Memiş’in yıllarını vererek araştırdığı, milattan önce 2 binli yıllarda bir Türk krallığının bulunduğu ve bu krallığın soylarının Hurilere dayandığı gerçeği, arkeolojik kazılar yapan Prof. Dr. Veli Sevin tarafından da savunuldu. Sevin, Yakındoğu, Ön Asya, İran, Azerbaycan, Hatay ve Hakkâri bölgelerinde Türklerin binlerce yıldır yaşadığına ilişkin bulguları olduğunu aktardı. “Hakkâri bölgesinde milattan önce 2 binli yıllara ait Türk mezar taşları bulduk. Bu da Türklerin Anadolu’ya Malazgirt’le girdiği tezini çürütüyor. Hatta ben Orta Asya’dan geldiğimize de inanmıyorum. Olsa olsa Anadolu’dan oralara bir gidiş olabilir. Çok uzaklardan gelmedik. Zaten buradaydık.”

“Birinci yüzyıldan sonra Ön-Türk Dil, Yazı ve Kültüründen olan Anadolu’nun Hristiyanlaşması söz konusudur.”[14]  “Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından 2009 yılında yayınlanan ‘İskitler’ adlı kitapta, Zaur Hasanov Türk tarihi için önemli bir sonuca ulaşmış, İskitlerin bilinenin aksine Türk kökenli olduklarını özdeşleştirme yöntemiyle ispat etmiştir.”[15] Ön-Türklerle ilgili bu kitap İskitler ve eski Oğuzların “Etno-Dil” özdeşleştirmesidir. Türk lehçelerini, Rusça’yı ve Batı dillerini çok iyi bilen Zaur Hasanov’un 422 sayfalık bu çalışması Prof. Mehmet Saray’ın da vurguladığı gibi Türk halkının Milattan önce hem Azerbaycan hem de Anadolu’ya gelip yerleştiğini göstermiştir. Kiev Üniversitesinden Prof. Anatoli Slusarenko, Özbekistan İlimler Akademisinden Prof. Nasimhon Rahmanov, Bakü Üniversitesinden Prof. Kamal Abdullayev benzer görüşlerle çalışmayı övmüşler ve Türk tarihi açısından önemini belirtmişlerdir.  2009 yılında başka bir bilim adamı da 15000 yıllık Anadolu Türk varlığından söz ediyordu. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Prof. Dr Necati Demir, kaya üzeri resim ve figürler konusunda yıllar boyu süren araştırmalarında, Türk karakterli kaya üzeri resim ve yazıların Asya ve Avrupa kıtasının büyük bölümü ile Kuzey Afrika’da yaygın olarak görüldüğünü söylüyor. Türk runik alfabesinin de kaynağı olan kaya üzerine çizilen Türk karakterli resimler ve figürlerin yayılma alanının aynı zamanda Türklerin ve Türk kültürünün yayılma alanlarını da ortaya koyduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Demir, Ordu, Mesudiye ve Ankara’da tespit ettiği yazıların çok zengin ve detaylı olduğunu belirterek 2009’da şöyle konuşuyordu; “Bu aynı zamanda bir yazı, Orhun Abideleri gibi yazılmış bir yazı. Yani aynı metin, aynı yazı bulunmuş. Yüzde seksen benzerlik gösteriyor. Bu kitabelerin dil özelliklerinden anladığım kadarıyla Orhun abidelerinden 500, 600 yıl daha eski olduğunu düşünüyorum. Metin büyüklüğü açısından Orhun yazıtları’ndan sonra şimdiye kadar tespit edilebilen ikinci büyük yazıt ise Türkiye’de Ordu sınırları içerisinde. Bütün bu bilgilerin çoğu 1930’lu yıllarda yayınlanan[16] kitaplarda 19. Yüzyıl araştırmalarını açıkça yazıyordu. 2008 yılında İstanbul’da tüp geçit yapılırken ortaya çıkan kalıntıların M.Ö. 10000’lere vardığı, dolayısı ile İstanbul ile ilgili Batının öne sürdüğü Yunan Megalo İdeasını destekleyen bilgilerin doğru olmadığı, yani İstanbul’un Atinalı Byzas tarafından kurulmadığı ispatlandı. Türklerin 9000 yıl önce Asya’dan Anadolu’ya göçünü.[17], [18] Felix Sartiaux, Garstang gibi araştırmacılar Sümer, Akat ve Etilerin Orta Asyadan göç ettiklerini ileri sürüyordu. Turova (Truva), Girit, Lidya, İonya hakkında Eugene Pittard 1931 de yayınlanan kitabında aynen şunları yazıyordu: “Türkleri Batı hep ilkel ve göçebe olarak göstermek ister. Hâlbuki Türkler binlerce yıl önce Anadolu’ya geldiğinde kendi yazılarını ve medeniyetlerini beraberlerinde getirmişti.”

Profesör Eugene Pittard’ın Türklerle ilgili çok önemli bir tespitini aynen sunuyoruz: “Akdeniz’in bütün Neolitik (cilalı taş devri) brakisefalleri, hep aynı aileden mi idiler? Kadim, Orta ve Son Miken devirlerinden birincisi ile sonuncusuna tevafuk eden zamanlarda (M.Ö. 3000 – M.Ö. 1200) Akdeniz adalarını kapladıkları antropolojik maddi ve müspet delilleriyle teeyyüt eden bu brakisefal kavimlerin, dünyanın brakisefal insanlar kaynağı olan Orta Asya’dan, Ana Türk Yurdundan tabiat hadiselerinin zoru ile ayrılmağa mecbur kalmış olanlar zümresine mensubiyetleri, bizce şüphesizdir. Girit’te, Turova’da (Truva) bulunan en eski Neolitik eserlerle Hazar doğusundaki Türk ellerinde bulunan eserler arasında tesbit edilen benzerlik, Akdeniz medeniyetinin olduğu kadar onu yapan insanların menşeini de göstermeğe yarar delillerdir.” Prof. Dr. A. Zeki Velidi Togan’ın 1946 yılında yayınlanan “Umumi Türk Tarihine Giriş”[19] adlı eserinin 1. Cildinde Ön-Türk Uygarlığı ile ilgili, Türklerin binlerce yıldır Anadolu topraklarına süregelen göçleri anlatılmaktadır. Ön-Türk yazıtları ile ve onların okunması ile ilgili Kazım Mirşan’ın[20] son yıllarda yayınlanmış çok önemli çalışmaları vardır. Hititler, Sümerler, Akatlar, Urartuluların Orta Asya Türk yurdundan gelen eski atalarımız olduğu yüzlerce yabancı kaynaklara dayanılarak yazılmaktadır. “Yüzlerce yabancı kaynak Prof.Dr. A.Zeki Velidi Togan’ın bu yapıtında, ayrıntılı olarak listeler halinde verilmiştir. Sadece birkaç tanesini dipnot olarak sunuyorum.” [21],[22],[23]  İlgilenenler ve tarihçiler için bu kaynaklar çok kıymetlidir.  Türklerin binlerce yıldır bu coğrafyada olduğunu kanıtlayan binlerce yıllık belgelerden bir kaçıdır.” “Trabzon, Erzurum, Mutki ve Hakkâri Yüksekova’daki Göktürk yazıtları[24]Göktürk yazısından önce Türklerde görülen bir tür ön alfabe denebilecek Kök Türk alfabesinin kaynağı olan, “Türk “damgaları” Orta Asya’dan Anadolu’ya yayılıyordu.”[25] “‘Eski Türk Yazıtları’ adlı 4 ciltlik eserin sahibi Hüseyin Namık Orkun’a göre de Kök-Türk harfleri, çok eski devirlerde damgalardan gelişmiştir.”[26] “Kök Türk Harfli Yazıtların İzinde” adlı çok önemli bir araştırmayı 2008’de yayınlayan Erzurum Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cengiz Alyılmaz’a göre Yazıtlardaki Türk “damgaları” bugün Güney Doğu Anadolu Bölgesinde bazı kadınların yüzünde, çenesinde dövme olarak yer alıyor. “Kök Türk harfleri ve bunların temelini teşkil eden Avrasya coğrafyasında kayalarda görülen Türk damgalarının Orhun’dan Anadolu’ya tarihin gerçek tanığı ve belgesi olan insanlarımız tarafından yüz ve çenelerinde hala kullanılmaktadır. Bu damgalar, Anadolu’nun birçok yerinde halılara kilimlere, keçelere, mezar taşlarına, mimari eserlere, kullanım eşyalarına, dövme olarak el, yüz, alın ve kola işlenmektedir. Güney Doğu Anadolu Bölgesinde yapılan araştırma ve incelemelerde Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman’da günümüzde, 2008’de yaşayan kadınların Kök Türk harflerinin temelini teşkil Türk damgalarını yüzlerine ve vücutlarının diğer yerlerine yaptırdığı görülmektedir.”[27] Sonuç olarak nereden geldiğimizi bilmemiz geleceğimize yönelişimizi belirleyecektir.

Bu derlediğim bilgiler bütün Türkler için önemlidir. Ne yazık ki günümüzde bazı dış etkilerle Türk kültürü, yani kendi kültürümüzle ilgilenmek nedense yadırganıyor. Fakat bunları bilmemiz ve gençlere öğretmemiz gerekir. Bu çerçevede kitaplarımda bu konuları daha ayrıntılı olarak bulabilirsiniz. Özellikle 2010 Nisanında İstanbul’da Truva Yayınlarından yayımlanan “Atatürk Ön-Türk Uygarlığı ve Türk Kimliği” adlı kitabımda daha fazla ayrıntı bulabilirsiniz. Esasında tarih Türkler tarafından yazılmış veya Türkler olmadan neredeyse dünya tarihi yazılamaz. Bütün bu bilgiler kitaplarda yazılmıştır. Ancak bu bilgiler okul kitaplarında nedense yeterince yansımamaktadır. Gençlerimiz, çocuklarımız ve Kaan için bu bilgilerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.


[1] Klaproht, J.V: Abhandlung über die Sprache und Schrift der Uiguren, Berlin, 1812

[2] Radloff, W: Die Denkmaeler von Koscho-Zaidam. Lieferung, St. Petersburg 1843

[3] Levschin, A: Deskription des hodes et des steppes des Kirghiz – Kazak, Paris, 1848

[4] Adrianoff, A.V: Viborki iz dnevnikov kurgannıkh raskopok, Minusinsk, 1900

[5] Von Le Coq, A: Türkische manichaica aus Chotscho, I.Abh. K.P. Akademische Wissen., Berlin, 1911

[6] Tarcan Haluk: Dünya Tarihini Değiştiren Ön-Türk Kültürü, s.47, İstanbul, 2012

[7] Mayatepek Raporları, Bilim ve Ütopya, Sayı:115, s.24-61, Ocak 2004

[8] Ögel, Bahaeddin: Türk Mitolojisi, Cilt:1, s.22, s.62, Bin Temel Eser, Devlet Kitapları, İstanbul, 1971

[9] W.Bang & G.R. Rahmeti: Oğuz Kağan Destanı, Devlet Kitapları, İstanbul, 1936

[10] Candan, Ergun: Türklerin Kültür Kökenleri. Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul. 2005

[11] İnan, Abdülkadir: Tarihte ve Bugün Şamanizm. Türk Tarih Kurumu. Ankara, 2000

[12] Koca, S.: Türk Kültürünün Temelleri II, s.223, Ankara, 2003

[13] Tarcan, Haluk: Ön-Türk Uygarlığı – Resmi Tarihin Çöküşü, Töre Yayın Grubu, İstanbul, 2004

[14] Tarcan, Haluk: Saymalıtaş, Evrensel Uygarlıkların Çatısı, Kitap 1, İstanbul, 2012

[15] Hasanov, Zaur: Çar İskitler, Aktaran Dr. İlyas Topsakal, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul, 2009

[16] Türk Tarihinin Ana Hatları, Maarif Vekâleti Milli Talim ve Terbiye Dairesi 15.1.1931, Devlet Matbaası, İstanbul, 1931

[17] Brückner, Dr.Edar: Klimaschwankungen und Völkerwanderungen., Almanach der Keiserlichen Akademie, Wien, 1912

[18] Huntington, Ellsworth: The Rivers of Chinese Turkestan and dessication of Asia, Geog. Journal, cilt.28, 1906

[19] Togan, Prof. Dr. A. Zeki Velidi: Umumi Türk Tarihine Giriş, cilt.1, Hak Kitapevi, İstanbul, 1946

[20] Mirşan Kazım: Türük Bilge Kağan İline Bitig, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı 268, s.26-35, Nisan 2009

[21] Vambery: Das Türkenvolk, Leipzig, 1882

[22] Aristov: Zametki ob etniçeskom sostave tiurkskih plemen, Petersburg, 1896

[23] Franke: Beitraege aus chinesischen Quellen zur Kenntnis der Geschichte der Türkvölker, Berlin, 1904

[24] Doğan, İsmail: Kafkasya’daki Göktürk İşaretli Yazıtlar. Türk Dil Kurumu Yayınları: 736, Ankara, 2000

[25] Gülensoy, Prof.Dr. Tuncer: Orhun’dan Anadolu’ya Türk Damgaları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1989

[26] Orkun, Hüseyin Namık: Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu, İstanbul Devlet Basımevi, 1936

[27] Alyılmaz, Doç. Dr. Cengiz:  (Kök) Türk Harfli Yazıtların İzinde, 2008

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile